Malmîsanijî de roportaj

M. Malmîsanij: ‘Kırmanccaya Daha Fazla Önem Verilmeli.’

Deng: Zazaların, farklı bir milleti oluşturduğuna ilişkin tartışmaların tarihsel kökeni hakkında ne düşünüyorsunuz?

Malmîsanij: Başta belirteyim ki ben burada “Zaza” anlamında, Dêrsımlilerin kullandığı Kırmanc adını kullanacağım. Sözünü ettiklerinizin adı eskiden Zaza değildi. Onlar kendilerine Zaza demezlerdi. Dêrsım’de kendilerine Kırmanc, Çewlîg’de ve Diyarbekir’in kuzey bölgelerinde Kırd, Sêwreg yöresinde ise Dımıli derlerdi. Zaza sözcüğünü daha çok Türkler ve “asimilado”lar yani asimile olmuş Kürtler kullanırdı. Zamanla, Türkler, devletin memur ve askerleri, bir de onlar aracılığıyla (dolayısıyla Türkçe aracılığıyla) Kürdistan ve Kürtlerle ilişki kuran Avrupalılar da Zaza adını kullandı. Kürdistan’daki şehir ve kasabalarda da keza devletin resmi kurumları ve oradaki az sayıdaki Türklerin etkisiyle Zaza adı kullanılır oldu.

Dımıli ve Zaza adları gerçekte birer kabile adı olup sonradan aynı lehçeyi konuşan diğer kabilelere teşmil edilmiştir. Kırmanc ve Kırd adları ise kabile adı değil bu lehçeyi konuşan geniş topluluğu ifade ederler.

Son zamanlarda giderek artan oranda kırsal kesimden kopup şehir ve kasabalara yerleşen, yerleşmek zorunda kalan Kırmanclar da, Kırdler de, Dımıliler de “Zaza”laştı. Onlar da olan bitenin farkında olmadan artık kendilerine “ben Zazayam” diyorlar. Malum, Türkçede “ismiyle müsemma” diye bir deyim var. Önce ad değiştirildi.

Bir çalışmamda bu Kırmanc, Kırd, Dımıli, Zaza adları hakkında ayrıntılı açıklamalar yapmıştım. Burada kısaca hatırlatayım ki 19. yüzyılda yazılmış ve bildiğimiz en eski Kırmancca (Kırdce) metinlerden olan iki metinde “Zaza” ve “Zazaca” değil, Kırd ve Kırdi adları kullanılmıştır. Sözünü ettiğimiz metinlerden biri, Mewlıdê Kırdi adlı eser olup Ehmedê Xasî tarafından yazılmıştır. Bu lehçeyle yazılmış bildiğimiz ilk edebi eser olan bu Mewlid’de Xasî kendi eseri için “Mewlıdê Kırdî” diyor. Dêrsım’in 1330 (miladi) tarihli olduğu varsayılan ünlü “Kureş Şeceresi”nde ise, Arapça olarak “Talıb Molla Nebi min qebileti Zaza” ibaresine rastlıyoruz ki “Zaza kabilesinden Talıb Molla Nebi” anlamına gelir. Aynı şecerede örneğin İzol, Badil, Heyder, Has, Mili için de “qebile” (kabile) dendiğinden, oradaki “qebileti Zaza”nın, yani “Zaza kabilesi”nin ayrı bir kavim ya da halk anlamında değil, Zaza aşireti anlamında kullanıldığı açık biçimde anlaşılmaktadır.

Dersimli yazarlardan Mustafa Düzgün konuyla ilgili olarak şöyle yazmıştı: “Dersim halkı nesep (soy) bakımından kendisine ‘Kırmanc’ der. Başka adları kullanmaz. Diyelim ki yabancı birisi ya da Dersimli olmayan birisi dil sürçmesiyle bir Dersimliye ‘Zaza’ derse, Dersimli buna kızar, ‘Hayır, ben Zaza değilim, Kırmancım’ der. Gerçek olan şu ki Dersimli Kırmanclar hiçbir zaman ‘Zazayız’ demezler.”

Durum bu olduğu halde, yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığım nedenlerle bugün Zaza ve Zazaca adları daha yaygın biçimde kullanılıyor. Kırmancları Kürtlerden ayırmayı ve onları birbirine düşürmeyi hedefleyen çevre ve kişiler eskiden beri kasıtlı olarak, bu çalışmaların ilk adımı olmak üzere Zaza adını kullandılar. Son yıllarda, Zazacı çevreler de bunu bilinçli olarak yapmaktadırlar. Kırmancların Kürt olmadığını, Kırmanccanın da Kürtçenin bir lehçesi değil, ayrı bir dil olduğunu ileri süren bu kişiler bugün açıkça şöyle demektedirler: Kırmanc ve Kırd adları Kurmanc ve Kurd (yani Kürt) adlarıyla hemen hemen aynı olduğundan bu adları değil, yabancıların kullandığı Zaza ve Zazaca adlarını tercih edelim.

Asimiladoların sayısı ve bu çevrelerin propagandası arttıkça Zaza ve Zazaca adları daha çok kullanılır oldu. Öyle ki bugün Kürt politikacıları bile bu hususun bilincinde olmadan bu adları kullanmaktadır.

Kırmanclarla Kurmancları birbirinden ayırmaya yönelik çalışmalarıntarihi eskidir. Bu çalışma ve propagandaları, ilkin Kürtlerin varlığını inkar eden Kemalistler yaptılar. Onlar için önemli olan bilimsel gerçekler değil, Kürtlerin nasıl zayıflatılacağı, nasıl minimize edilecekleriydi. Daha 1960’lı yıllarda, güdümlü profesörlerden H. Reşit Tankut şunu öneriyordu:

“… şimdi tek bir yol üzerinde yürümeğe mecburuz. Bu yol şudur: Kırmançlıkla [Kurmanclıkla] Zazalığın arasında bir Türklük barajı kurmak.”

Bu baraj şöyle olacaktı:

“Erciyes’ten [Erciş’ten] Tunceli yakınlarına kadar uzanan bu hattın güneye doğru elli kilometre derinliğinde bir yerleştirme bölgesi saptamak amaca çabuk ve kolay varmak bakımından gerekli görünür. Bu yerleştirme, ‘bölgeyi ikiye bölen Türk barajı’ olacaktır.”

Özellikle Karadeniz bölgesinden getirilip Kırmanc (Zaza) ve Kurmanc bölgeleri arasında iskân edilecek Türklerle bu barajın oluşturulması düşünülüyordu.

Kırmanclarla Kurmanclar arasına “baraj kurma”yı amaçlayan çalışma ve propagandalar sonra da sürdürüldü, bunlar bugün başkaları tarafından başka kılıklar altında sürdürülmektedir.

1980’de askeri cuntanın yönetime el koymasından sonra bu tür çalışmalar arttı. O yıllarda Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün Türkçü yayınları arasında Kırmancların Türk, Kırmanccanın Türkçe olduğunu iddia eden kitaplar yayınlandı. Tuncer Gülensoy, Hayri Başbuğ, Orhan Türkdoğan gibi Türkçü yazarlar daha sonra da bu tür yayınları sürdürdüler.

Bu arada, yine 1980’li yıllarda, Kırmanc kökenli Ebubekir Pamukçu ilk kez Kırmanccanın Kürtçe olmadığını, Kırmancların da Kürt olmadığını yazmaya başladı. Aynı Pamukçu daha önce şiirler yazmış, örneğin bir şiirinde şöyle demişti:

“Müslümanların beyi Yavuz’um ben

At üstünde Mustafa Kemal’im ben.

Adımız Türk,

Dilimiz Türkçe,

Türk’üm, Türk’üm ben.”

Bir süre sonra, ona yine Türkçülüğüyle ünlü Kırmanc kökenli Hayri Başbuğ da katıldı. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanan “Göktürk-Uygur Zaza Kurmanc Lehçeleri” kitabının yazarı olan Başbuğ, artık Zazacı olmuş, H. Şelic ve başka imzalarla “Zaza davası”nın ateşli bir savunucusu kesilmişti. 1990’lı yıllarda Ankara’daki Zaza Kültürü Yayınları, Kırmancların Kürt olmadığını, Kırmanccanın Kürtçe olmadığını işleyen birkaç kitap yayınladı. Eskiden Kürt olan, Kırmanccanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu yazmış olan, ama sonra Kürt olmadığını söyleyen Zılfi Selcan’ın “Zaza Milli Meselesi Hakkında” kitabı aynı yayınevi tarafından yayınlandı. Yine 1990’lı yıllarda Almanya’da, dillerinin Kürtçe olmadığnı, kendilerinin Kürt olmadığını iddia eden bazı Kırmanclar bazı dergilerde ve sosyal medyada bu düşünceleri yaymaya çalıştılar. Daha sonra Bingöl ve Dêrsım üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümerinden ayrı olarak açılan Zaza Dili ve Edebiyatı bölümlerinde aynı doğrultuda çalışmalar yapıldı.

Daha önce Kırmancların Türk olduğu iddia ediliyordu, şimdi ise artık Kırmancların ayrı bir ulus oldukları, dillerinin Kürtçenin lehçesi değil, ayrı bir dil olduğu iddia ediliyordu. Bu yeni iddiaların sahipleri arasında artık bizzat bazı Kırmanclar yer alıyordu.

-Belirgin kimlikleri ve tarihi kişilikleri bakımından Zazaların Kürt olduğunu gösteren en önemli üç unsurdan kısaca söz edebilir misiniz?

-Birincisi, bizzat Kırmanclar tarih boyunca kendilerini Kürt saymıştır. Malumunuz, hiçbir ulus birkaç yıl içinde ortaya çıkmaz. Yüzlerce, binlerce yıllık tarihsel bir birikimin sonunda uluslar oluşur. Daha önce ad konusuna değinmiştim. “Kırd” adı, “Kurd” yani Kürt adının farklı bir telaffuzudur. Hatta kendilerine Kırd diyen Kürtler, kendilerini gerçek Kürt sayıp Kurmanclara “Kırdasi” [Kürdümsü] demektedirler. “Kırmanc” adı ise Kürdistan’ın değişik bölgelerinde diğer lehçeleri konuşan Kürtler tarafından da kullanılır. Örneğin genelde Kurmanc olarak bilinen Kürtler, Şernex (Şırnak), Behdinan ve Çiyayê Kurmênc yöresi gibi birçok yörede kendilerine Kurmanc değil, Kırmanc diyorlar. Yani bu sözcük, Kürdistan’ın kuzey, güney ve batı parçalarındaki Kürtler tarafından bugün de yer yer kullanılmaktadır. Hem Türklerin Zaza dediği Kürtlerin hem de genelde Kurmanc olarak bilinen Kürtlerin bu Kırmanc adını kendileri için kullanmaları tesadüfi olamaz. Kırd sözcüğü Kurd (Kürt) sözcüğünün, Kırmanc sözcüğü de Kurmanc sözcüğünün bu lehçedeki karşılığıdır.

İkincisi, Tarihte Kırmancların Kürt ulusal hareketi içindeki önemli rolleri bilinmektedir. Örneğin Koçgiri’de, 1925 Pîran, 1937-38 Dêrsım ulusal hareketlerinde Kırmanclar önemli bir rol oynamış, hatta yer yer hareketin öncülüğünü yapmıştır. Ama hiçbirinde Zaza ulusu, Zaza ulusal hakları diye bir şeyden söz edilmemiştir. Çünkü bugün “Zaza” denilen Kırmanclar ya da Kırdler kendilerini Kürtten ayrı görmüyordu. Hak taleplerini de Kürt talepleri olarak ileri sürüyorlardı. Eğer ayrı bir ulus söz konusu olsaydı, Kürtlerin haklarını talep etmek yerine o ulus için talepte bulunmaları gerekmez miydi? Bu ulusal hareketler boyunca hiç adı geçmeyen bir “Zaza ulusu”, şu son birkaç yıl içinde oluşabilir mi? Örneğin 1925’teki Şeyh Sait Ayaklanması sırasında Ergani ilçesini ele geçiren Kürt güçlerinin büyük bir bölümü Kırmanc idi. Birkaç gün sonra Diyarbekir’i kuşatan Kürt güçlerinin büyük bir bölümü yine Kırmanc idi. Bilindiği gibi, o zaman hem Ergani’de hem de Diyarbekir merkezinde Kırmanc (Zaza) yok denecek kadar azdı. Peki bu Kırmanclar Kürt değilse neden Ergani ve Diyarbekir’i ele geçirmek için savaşıyorlardı? Bunlar Kürt olmayıp Kürt şehirlerini ele geçirmeye çalışan “işgalci Zaza güçleri” miydi? Kırmanclar Kürt değilse neden Koçgiri ve Dêrsım hareketleri sırasında devlete karşı Kürt ulusal taleplerini dile getirsinler? Daha sonra, Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi’nden bugüne kadarki Kürt ulusal örgütleri içinde de Kırmancların önemli rol oynadığını, birçok Kürt örgütünün kurucu ve yöneticisi olduklarını biliyoruz. Bu kişilerin Kürt olmadığını hangi aklı başında insan söyleyebilir?

Üçüncüsü, Kırmancların konuştuğu Kırmancki, diğer adıyla Kırdki yani Kırmancca, Kürtçenin bir lehçesidir. Doktora tezimin konusu “Kurmancca İle Karşılaştırmalı Kırmanacca (Zazaca) Dilbilgisi”ydi. Bu çalışmada her iki lehçenin dilbilgisi bakımından özellliklerini karşılaştırdım. İsim, Zamir, Sıfat, Zarf, Edat, Fiil, Bağlaç, Ünlem konularında Kırmancca ve Kurmanccayı karşılaştırıp ayrı ve ortak olan yönlerini tespit ettim. Bu çalışmada gösterdiğim gibi, Kırmancca Kürtçenin bir lehçesidir. Çünkü Kurmancca ile aralarında bazı önemli farklar bulunmakla birlikte dilbilgisinin çok büyük bir bölümünde ortak özelliklere sahiptir. Daha önce bu konuda birkaç çalışma yapılmakla birlikte o çalışmalarda Kırmancca ve Kurmancca sadece birkaç konuda karşılaştırılmış, farklı yanları öne çıkarılarak ayrı birer dil oldukları iddia edilmişti. Benim yaptığım kapsamlı karşılaştırma ise bunun tersini göstermektedir.

Sınırları bulanık olabilen dil ve lehçe ayırımı konusunda kimileri karşılıklı anlaşma ölçütünü öne sürerler. Bu görüşe göre, iki kişi birbiriyle konuştuğunda karşılıklı anlaşabiliyorsa bunların konuştukları aynı dil veya bu dilin lehçeleridir, anlaşamıyorlarsa bunlar ayrı iki dildir. Buna karşın dilbilimciler bu ölçütün sorunlu olduğunu ve tek başına yeterli olmadığını belirtirler. Örneğin, Kuzey Afrika ülkelerindeki Arapçayı konuşanlarla Suudi Arabistan Arapçasını konuşanlar birbirleriyle anlaşamazlar, ama ikisi de Arapçadır. Bazı İskandinavya ülkelerinde konuşulan Laponcanın (Samiska) değişik lehçelerini konuşanlar birbirleriyle anlaşamazlar ama bunlar Laponcanın lehçeleridir. Kurmancca konuşanlarla Güney Kürdistan Kürtçesini (Sorancayı) konuşanlar büyük ölçüde anlaşamazlar ama ikisi de Kürtçedir. Dilbilimciler haklı olarak karşılıklı anlaşılabilirlik ölçütünün tek başına geçerli olmadığını belirtmişlerdir. Örneğin dilbilimci R. A. Hudson ve Kenneth Hyltenstam bu ölçütle ilgili değişik sorunları belirtirler: Her şeyden önce, karşılıklı anlaşılabilirlikte farklı düzeyler var. Lehçe ya da dil konusunda şu örnek de verilir:

A, B, C diye üç kişi, ya da üç konuşma dizgesi varsayalım.

1)A ile B anlaşabiliyorlar. (A ve B aynı dilin lehçeleri oluyor.)

2)B ile C anlaşabiliyorlar. (B ile C aynı dilin lehçeleri oluyor.)

3)A ile C anlaşamıyorlar. (A ile C ayrı diller oluyor.)

İlk iki şıkka bakılırsa, A, B, C aynı dilin lehçeleri olur (A ve C anlaşamadığı halde). Üçüncü şıkka göre ise C ayrı bir dil olur, çünkü A ile C anlaşamıyorlar. Yani, C perspektifiyle bakılırsa, A ve B ayrı iki dil olur. B perspektifiyle bakılırsa, A ve B aynı dilin lehçeleri olur. Görüldüğü gibi karşılıklı anlaşabilme ölçütü paradoksal sorunlara neden olabiliyor.

Kürtçe açısından bakıldığında, Kırmancca ve Kurmancca konuşanlar anlaşamadığı gibi, Kırmanccanın örneğin Motkan ağzını konuşanla Dêrsım ya da Sêwreg ağzını konuşanlar da ilk karşılaşmada anlaşamaz. Aynı şekilde Behdinan Kurmanccası konuşanla Maraş Kurmanccası konuşan da anlaşamayabilir. Ama bunların her birinin ayrı birer dil olmadığı biliniyor. Bütün bu lehçe ve ağızları konuşanlar kendilerini Kürt, dillerini Kürtçe sayıyor. Bu gözardı edilemez.

-Sosyolojik olarak ve etnik köken açısından Zazaların ayrı ve özgün bir ulusu oluşturduğunu ortaya koyan bilimsel bir çalışmadan söz edilebilir mi?

-Hayır, böyle bir çalışmaya rastlamadım. Bilindiği üzere bir ulusun mensuplarının aynı kökenden ya da soydan gelmeleri gerekmiyor. Birçok ulusun aynı kökenden gelen topluluklardan oluşmadığını, bu anlamda saf olmadığını biliyoruz. Bir ulusa mensubiyet için böyle bir koşulun aranması ırkçı bir yaklaşım olurdu. Ulusu oluşturan topluluklar, aynı kökenden olsun ya da olmasınlar, tarihi süreç içinde toplumsal anlamda ortak bazı özellikler ve değerler edinirler.

Buna rağmen kişiler ve insan toplulukları geçmişlerini, soy sop bağlantılarını merak edebilir, araştırabilirler. Kırmancların Kürt olmadığını iddia eden bazı kişiler, onların Hazar Denizi’nin batısında yaşayan Deylemilerden olduklarını iddia ederler. Bu iddia hiçbir ciddi kanıta ya da tarihsel bilgiye dayanmaz. Başlangıçta, Dımıli sözcüğünün Deylem sözcüğünün metatezi, yani seslerinin yer değiştirmiş biçimi olabileceği yolunda bir varsayım olarak ileri sürülmüştü. Ama bu konuda ikna edici bilgi ortada yok. Buna rağmen, son yıllarda, kökenlerini Kürtlerden farklı bir topluma dayandırmak isteyen bazı Zazacılar bu Deylem varsayımını gerçekmiş gibi yaymaya başladılar. Son zamanlarda bilim ve teknolojide büyük gelişmeler oldu. Artık insanların DNA özellikleri tespit edilebiliyor. 2004 yılında, Almanya, Norveç ve İngiltere’den bir grup bilim adamı, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını “MtDNA and Y-chromosome Variation in Kurdish Groups” başlığı altında yayınladılar. Bu araştırmada kırkı aşkın topluluk mensupları incelemeye dahil edilmiştir. Kırmancların yanı sıra Türkiye, İran, Türkmenistan ve Gürcistan’dan Kürtler ile örneğin şunlar da bu araştırmaya dahil edilmiştir: Osetler, Gürcüler, Azerbaycanlılar, Ermeniler, Abazalar, Karaçaylar, Balkarlar, Kabardinler, İranlılar (İsfahan ve Tahran’dan), Lurlar, Mazenderaniler, Gilekiler, Lübnanlılar, Suriyeliler, Türkler, Iraklılar, Ruslar, Ukraynalılar, Macarlar, Yunanlılar, Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar, Britanyalılar, Katalanlar, Kırgızlar, Kazaklar, Taciklerden kişiler. Bu araştırmayı yapanların vardığı sonuçlardan biri şuydu: Zazaca konuşanlar genetik açıdan en çok Kürtlere ve Güney Kafkaslardan komşularına yakındırlar. Aynı araştırmacılar, Deylem varsayımını kastederek, “Zazaların Kuzey İran topluluklarıyla yakından ilişkili oldukları varsayımı, genetik destek kazanmıyor” diyorlardı.

-Kürdistan’ın diğer parçalarında (Doğu, Güney, Batı) Zazaların durumu nedir, anılan parçalarda benzer bir tartışma yapılmakta mıdır?

-Hayır, çünkü o parçalarında Kırmanc (Zaza) yok.

-Kürdistanlı bir topluluk olarak bilinen Zazaların farklı bir etnik kökenden gelmiş olma olasılığı, Kürdistan’daki siyasi atmosferi nasıl etkiler?

-Daha önce de belirttiğim gibi bir ulusun mensuplarının kökeni aynı ya da ayrı olabilir. Kökenden ziyade söz konusu insanların kendilerini hangi ulusa mensup saydıkları, ulusal bilince sahip olup olmadıkları önemli. Yani etnik köken değil, ulusal bilinç önemli. Günümüzün Avrupa ve Amerikasındaki ulusları düşünün, bu uluslardan birçoğunu farklı kökenden insanlar oluşturuyor. Geçmişte, aynı ulusa mensup olmak için aynı soydan olmak gerektiği düşünülürdü ama günümüzde böyle değil. Kırmancların kendilerini Kürt saymaları ya da saymamaları ve ona göre davranmaları, Kürtlerin genel politikasını etkiler. Çünkü kimileri Kırmancları Kurmanclardan ayırmak ve onlara karşı kullanmak istiyor.

-Söz konusu durum karşısında, Kürdistanlı politik çevrelerin ve Kürtlerin tutumu nasıl olmalıdır? Bu kesimler bakımından bilim, tarih ve siyaset yöntemleri arasındaki ilişki hangi şekilde sağlanmalıdır.

-Bilim ve tarih bilinci esastır ama bunların gerekleri ancak doğru ve başarılı politikalarla hayata geçirilebilir. Malumunuz, politika bir güçler, dengeler sorunudur. Politikada başarı sağlanamadığı, güç sahibi olunamadığı zaman muhataplar tarafından bilimsel gerçekler ve tarihsel gerçekler çarpıtılabilir. Kürtlere karşı uygulanan politikalar, bilimsel ve tarihsel gerçeklerle çelişmesine rağmen, uzun süredir haksız bir temelde süregeliyor. Kırmancları Kurmanclardan ayırma, onları birbirine düşürmeye yönelik çabalar karşısında, Kürdistanlı politik çevreler kanımca her şeyden önce kendi kadrolarını ve mensuplarını, ondan sonra halkı bilinçlendirmelidirler. Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, Kırmanccaya daha fazla önem verilmeli, bu lehçeyi konuşan insanların kendi lehçelerine sahip çıkmaları, ona hizmet etmeleri teşvik edilmelidir.

Konu hakkında söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

-Zazacılar şu tür propagandalar yapıyor: “Kürtler [Kurmancları kastediyorlar] dilimizi ayrı dil saymıyor, lehçe sayıyor. Amaçları dilimizi eritmek, yok etmek…” Tabii ki bu tür iddialar tamamen asılsız. Çünkü bir lehçenin lehçe sayılması onun değerini azaltmaz ya da çoğaltmaz. Nitekim Kurmanccanın kendisi de bir lehçedir. Lehçedir diye Kürtler onu yok etmek mi istiyor? Ayrıca Kırmancca yazan onlarca yazar ve şair var ve bunlar kendilerini Kürt, Kırmanccayı da Kürtçenin bir lehçesi sayıyorlar. Kurmancların onlara engel değil, tersine destek olduğunu görüyoruz. Çünkü Kurmanclar Kırmanccayı da Kürtçe sayıyorlar ve gelişmesini istiyorlar. Elbette mevcut çabalar yetmiyor, hem Kırmancların hem de Kurmancların bu konuda daha çok çalışmaları, daha fazla çaba göstermeleri gerekiyor.

Kaynak: “Mihemed [Mehemed] Malmîsanij: Kırmanccaya Daha Fazla Önem Verilmeli”, Deng: Siyasal ve Kültürel Dergi, Diyarbakır, Sayı: 106, s. 14-19

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir