ALEVİLİK, KURMANCİ-KIRMANCKİ (ZAZAKİ) VE DERSİM ÜZERİNE KİMİ YANLIŞ GÖRÜŞLER

Munzur ÇEM

Son yıllarda, Kırmancki (Kırdki, Dımıli, Zazaki), Alevilik, Dêrsim vb. üzerine çeşitli tartışmalar, spekülasyonlar yapılıyor. Sayıları çok az da olsa kimi kişiler, Kırmanckiyi Kürtçenin bir lehçesi olarak olarak kabul etmiyor ve bundan hareketle de onu konuşanların Kürt olmadıklarını ileri sürüyorlar. Yine buna bağlı olarak Kürt yurtsever hareketine yönelik ağır suçlamalara rastlanılıyor. Örneğin, Almanya’da yayınlanmakta olan Ware ismindeki derginin 8. sayısında bu konularda ilginç yazılar var. Bunlardan biri olan “Tornê Sêy Rızat Qesey Keno (Seyit Rıza’nın Torunu konuşuyor)” (1) başlıklı röportajda, Koçkiri ve Dersim ayaklanmaları, Seyit Rıza, Alişêr ile Baytar Nuri gibi tarihe mal olmuş kişilerle, bunların ilişkileri ve mücadeleleri, Ermeni katliamı ve öteki bazı konularda bir dizi yanlış şeyler söyleniyor. Bu arada aynı röportajda Alevi-Sünni çelişkisini körüklemeye verilen özel önem de gözden kaçacak gibi değil. Yine deginin aynı sayısındaki öteki kimi yazılarda da benzer şeyler tekrarlanıyor.

Üstelik daha sonra sözkonusu röportaj, Türkiye’de yayınlanmakta olan ve Aleviliği Ortaasya-Türk Kökenli göstermeye özel bir önem veren “Pir” isimli dergide de yer aldı. Pir, yazılanlardan çok memnun kalmış olmalı ki, Kırmancki (Zazaki) olan röportajın Türkçesini de bir sonraki sayısında yayınlıyacağını söylüyor.

Şimdi Ware‘deki yazılardan başlayarak kimi yayınlardaki bu türden iddialar üzerinde durmaya çalışalım.

Ermenileri kim katletti?

Ötedenberi, zaman zaman 1915 Ermeni katliamının sorumluluğunu Kürtlerin omuzlarına yıkmaya çalışan çevrelere rastlıyoruz. Açıktan sözkonusu soykırımı reddeden Türk devlet temsilcilerinin kimi özel toplantılarda, “Ermenileri öldüren devlet değil, Kürt aşiretleriydiler” tarzında iddialar öne sürdükleri bilinmektedir. Kimi Kürtler de o dönemin olaylarını yanlış bilmiş olmanın etkisiyle ya da gelişmeleri yorumlamadaki yetersizliğin sonucu olarak bu yönde görüşler öne sürmekteler. Örneğin, iyi niyetli olduğuna inandığım Rüstem Polat’ın (Seyit Rıza’nın oğlu Bava İbrahim’in torunu) Ware‘deki sözkonusu röportajda “1915-1916’da Türklerle Kurolar Ermenileri (soykırım) katlettiler” demesi, bu türden yanlış bir bilgilenme sonucu olsa gerek. Ancak konuyu bilerek istismar edenlerin varlığı da görmezlikten gelinecek gibi değil.

1915 soykırmı sırasında bazı Kürtlerin Osmanlı devletiyle birlikte hareket ederek Ermeni katlliamına katıldıkları bir gerçektir. Bunu yapanların başında ise Hamidiye Alayları geliyordu. Ancak Kürtlerden oluşsalar bile Hamidiye Alayları devletin ordusunun, onun güvenlik güçlerinin bir parçasıydılar ve yaptıkları da devlet politikasının bir sonucu, onun faaliyetlerinin bir parçasıydı.

Böyle bir gücün eylemlerinin Kürtlere maledilemiyeceği ise göz önündedir. Bu yapıldığı takdirde, benzeri başka pek çok olayın sorumluluğunun sömürgeci güçlerin omuzlarından alınarak başkalarına maledilmesi hiç de güç olmayacak. Örneğin, Şeyh Sait hareketi sırasında Alevi olsun, Sünni olsun, kimi Kürt aşiretleri devletten yana tavır takındılar ve kendi kardeşlerine karşı savaştılar. 1937-38’de Dersim’de de durum farklı değildi. Pek çok Dersimli aşiret, devletle birlikteydi ve öteki Dersimlilere karşı savaşıyorlardı. Nitekim bugün de bunların yerini köy korucuları almış bulunuyor. Peki, bu duruma bakılarak sözkonusu Kürt aşiretleri, korucular vb. devletle aynı düzeyde sorumlu tutulabilirler mi? Kuşkusuz değil. Burada önemli olan, planlayıcı ve uygulayıcının; yani asıl sorumlunun devlet olduğunu

görebilmektir. Onun güvenlik güçlerinde ve ordusunda şu veya bu halktan, dinden ya da sınıftan insanların bulunması bu gerçeği değiştirmez.

Öte yandan, 1. Dünya Savaşı yıllarında, Ermeni-Kürt ilişkileri üzerine olumlu ya da olumsuz yönde, elbet söylenecek çok şey var. Ama olumsuzluklara değinmek gerekecekse, bunun sorumluluğunun sırf Kürt tarafına yüklenemiyeceği de aşikârdır. Daha somut olarak ifade edecek olursak, bahsi geçen dönemde, sadece Kürtler Ermenilere karşı orda-burda haksızlıklara ve zora başvurmadılar, Ermeniler de aynısını yaptılar. Özellikle de Kars, Erzurum, Erzincan, Van ve Bitlis yörelerinde, bu türden pek çok somut olay yaşandı. Baytar Nuri, hatıralarında bu konuya ilişkin birçok olay sayıyor.

Açıktır ki bu sonucun ortaya çıkması ise durup dururken olmadı. Yüzyıllarca barış içerisinde birarada yaşamış iki halkın ilişkilerinde ortaya çıkan olumsuzluklara değinirken, onun iç ve dış nedenlerini bir arada gözönünde bulundurmak gerekir. Bu nedenleri ise şu şekilde özetlemek mümkün:

1-Çarlık Rusyası ile İngiltere ve Fransa gibi emperyalist devletlerin Ermeni sorununu kendi çıkarlarına uygun tarzda istismar etmeleri, Kürtleri haklı olarak endişelendirecek bir politika izlemeleri.

2-Emperyalist devletlerin bu yöndeki politikalarından da yararlanan Osmanlı yöneticilerinin Kürtlerden yanaymış gibi gözükme fırsatı elde etmeleri, Ermeni-Kürt gerginliğini körüklemeleri.

3-Ermeni milliyetçi hareketinin bir bölümünün Kürdistan’a yönelik gerçekçi olmayan taleplerde ısrar etmesi, Kürtlerin meşru istemlerine duyarsız kalması.

4-Kimi Kürt aşiret reislerinin ve dini liderlerin çıkarlarını ön planda tutarak Ermenilere karşı tavır takınmaları.

R. Polat, bahsi geçen röpojtajda, Seyit Rıza’nın Erzincan’ı Ruslardan kurtardığını söylüyor ki bu yanlış bir bilgidir.

Çarlık ordusu, 1915’lerde Dersim sınırına dayandığında, Dersimliler oldukça şidetli bir direnme gösterdiler ve Rusları Dersim içlerine sokmadılar. Bu doğru. Fakat Seyit Rıza’nın Erzincan üzerine yürümesi ve onu alması bu aşamaya değil, 1917 Devriminin gerçekleşmesi ve Rus ordusunun geri çekilmesinden sonraya rastlar.

Rus askerleri çekilirlerken de yapılan görüşmeler bir sonuç vermemiş, Kürtlerle Ermeniler arasında yer yer süregelen gerginlik daha da artmıştı. Türk yöneticilerin kışkırtıcı çabaları da buna eklenince, Erzincan yöresi Kürtleri bir Ermeni katliamından korktuklarını belirterek Dersimlilerden ve özellikle de Seyit Rıza’dan yardım istemişlerdi. Seyit Rıza, bunun üzerine Erzincan üzerine yürümüş ve onu almıştı. Bu olayın gerçekleşme tarihini 13 Şubat 1334 (1918) olarak veren Baytar Nuri, “Seyit Rıza’nın bu hareketi, yalnız Kürtleri korumak maksadına münhasır bulunuyordu..” diyor.

Bu konuyu konuştuğum ve bu olayları kısmen daha sağlıklı bilenlerin verdikleri bilgiler de aynı yönde oldu.

Ware‘deki röportajda Heqiê Mergarıji sorduğu soruların birinde, “Nuri Dersimi kitaplar yazmış. Örneğin kitabında diyor ki Seyit Rıza asıldığı zaman ‘Ben ölüyorum ‘Kürdistan’ sağolsun.’ Gerçekten Seyit Rıza bu sözü söylemiş mi? O Kurr mıydı, Kırmanc mı?” diye soruyor. Bir diğerinde ise “Seyit Rıza gerçekten ‘Ben ölüyorum Kürdistan kurtulsun’ deseydi bu dilimizde nasıl söylenirdi. Bu sözü dilimize çevirsek şu şekilde söylenir: -Ben ölüyorum. Kuro’ların ülkesi kurtulsun- buna ne diyorsun?” diyor.

Yazının devamı için tıklayınız.

Kaynak:  

Deng: Aylık Siyasal ve Kültürel Dergi, Sayı: 34, Mart-Nisan 1996, s. 8-32 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir